Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yabancı

 "İnsanların dünyasında kendimi hep bir yabancı gibi hissettim. Onların neşeli kahkahaları, birbirlerine sarılmaları, sıradan sohbetleri… Bütün bunlar bana o kadar uzak ki, sanki başka bir gezegenden gelmişim gibi. Onların arasında dolaşırken, sürekli bir rol oynuyorum; bir palyaço, bir soytarı, bir sahtekâr. Gülümsüyorum, çünkü gülümsemem gerekiyor; konuşuyorum, çünkü sessiz kalırsam fark edilecek. Ama içimde, derinlerde, bir fırtına var. Bu fırtına, ne olduğunu tam olarak bilmediğim bir korku, bir utanç, bir eksiklik hissi. İnsanlar bana baktığında, sanki içimdeki bu boşluğu görebilecekler diye korkuyorum. Onların gözlerinde kendimi görüyorum: bir hiç, bir gölge, bir yalan. Belki de asıl korkum, onların bunu fark etmemesi. Çünkü o zaman, bu maskeyi sonsuza dek taşımak zorunda kalacağım. Çocukken, bu hissin geçeceğini sanırdım. Büyüdükçe, insanların nasıl yaşadığını, nasıl sevdiğini, nasıl mutlu olduğunu öğrenebileceğimi düşünürdüm. Ama büyüdükçe, bu boşluk sadece derinleşti. İns...

Dönüşüm Franz Kafka

Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Gregor Samsa’nın yatağında dev bir böceğe dönüşmesi, yalnızca fiziksel bir başkalaşım değildi; bu, onun ruhunda ve zihninde uzun süredir biriken yabancılaşmanın, modern toplumun acımasız çarkları arasında ezilen bir bireyin grotesk bir yansımasıydı. Kafka , Gregor’un bu dönüşümünü, insanın kendi varlığına ve çevresine duyduğu derin bir yabancılık hissinin somut bir metaforu olarak işler. Ailesinin ona karşı tutumu, başlangıçta şok ve korkuyla karışık bir merhamet taşırken, zamanla bu duygu yerini bıkkınlığa, öfkeye ve nihayetinde tam bir kayıtsızlığa bırakır. Gregor, bir zamanlar ailenin geçimini sağlayan, özverili bir oğul ve kardeşken, şimdi yalnızca bir yük, bir utanç kaynağıdır. Bu dönüşüm, modern dünyanın ikiyüzlülüğünü acımasızca gözler önüne serer. Aile, Gregor’un insanlığına değil, onun işlevselliğine değer verir; o, bir böcek olarak değil, bir gelir kaynağı olarak ö...

18 Ay...

İnsan öldüğünde en yakınının, en sevdiğinin unutma süresi 18 aymış. Yani 18 ay sonra acısı diner, sizi tatlı bir anı olarak anımsarmış. Düşününce içim acıdı bir an,, Değer verdiklerimin,çok sevdiklerimin, "onlar olmadan asla olmaz" dediklerimin beni 18 ay sonra unutacak olması... İyi bir iş, geniş bir ev, bir araba, emeklilik hayalleri, “hele şu da olsun rahatlayacağım” derken bir bakıyorsun hayatın sonuna gelmişsin.. Lakin bizim yaratılış sebebimiz araba, ev, bağ, bahçe değil ki... Hiçbir değer üretmeden, iz bırakmadan yaşanan bir hayat 80 yıl değil de 800 yıl olsa ne yazar ki? 18 ay da unutulduktan sonra... Yazık oluyor bize. Çok ucuza gidiyoruz. -İnsanın yetiştirdiği öğrencileri olmalı, öğretmen olmasa bile... -Yazdığı bir kitabı olmalı en azından, ya da yazmaya niyetlendiği... -Tanımadığı, adını bile bilmediği insanlarda iz bırakmışlığı olmalı... -Birileri çevirmeli yolunu “Siz beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum, siz benim hayatımı değiştirdiniz” demeli yıllar sonra...

Virginia Woolf İntihar...

 "sevgilim, yine delirmek üzere olduğumu hissediyorum. böyle korkunç bir dönemi bir kez daha kaldıramayacağımı hissediyorum. sanırım bu kez iyileşemeyeceğim. sesler duymaya başladım. hiç bir şeye odaklanamıyorum. bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. benim için her şey oldun. bu korkunç hastalık beni bulmadan önce, birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. artık savaşacak gücüm kalmadı. hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. bunu sen de göreceksin. görüyorsun ya, bunu bile doğru dürüst yazmayı beceremiyorum. söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. demek istediğim, bunları herkes biliyor. eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. artık benim için her şey bitti. sana sadece tek bir iyilik yapabilirim; hayatını daha fazla mahvedemem. birlikte bizim kadar mut...

Seçtiğimiz ilişkiler...

Frida Kahlo geçirdiği talihsiz kaza sonrası iyileşmeye ve sosyalleşmeye başladığı dönemde Diego ile tanışıyor. Diego da onun gibi bir ressam. Aşık olup evleniyorlar. Her şey yolunda derken Diego’nun Frida’nın ablasıyla olan ilişkisi ortaya çıkıyor. Onun hayatında yarattığı acıyı Frida şöyle ifade ediyor: “Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın. “ Diğer bir tarafta hangi ikili var sizce? Sartre ve Beauvoir ikilisi 1929 yolunda Paris’te tanışıyor. Yazarlar, ilişkileri boyunca neredeyse her gün görüşüyor fakat hiçbir zaman evlenmiyorlar. evliliği düşünmüyor ve hiç birlikte yaşamıyorlar. Beauvoir Sartre’la olan ilişkisini şu şekilde ifade ediyor; “Sartre’la karşılaştığım zaman, her şeyi kazandığıma inanmıştım. Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı. Şimdi kendi kendime şunu söylüyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek, yıkılmanın en güvenli yoludur” Tomris Uyar, bir röportajında T...

İnsan bazen şöyle yürüyüp çıkmak istiyor kendi hikayesinden...

"İnsan bazen şöyle yürüyüp çıkmak istiyor kendi hikayesinden." İnsan yaşadığı yeri terk etmez esasen. Asıl terk edilen, zamanla içine sindirilemeyen bir yaşantı, bir kimlik, bir anlatıdır. Milan Kundera’nın dediği gibi: “İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir.” Ama bu mutsuzluk, sadece dış koşullardan doğan bir huzursuzluk değil, insanın kendi hikayesinde duyduğu yabancılaşmanın adıdır çoğu zaman. İnsan anlatıdan ibarettir. Kendine anlattığı, başkalarına sunduğu, geçmişten bugüne taşıdığı, geleceğe umutla ya da korkuyla bağladığı bir hikaye. Bu anlatının içinde bir başrolü vardır, belki bir çatışması, belki yarıda kalan cümleleri... Fakat gün gelir, o hikayede kendisine artık bir yer bulamaz olur. Ne söylenen sözler yankı bulur içinde, ne de adımlar anlamlı bir yere varır. O an başlar gitme arzusu; bir şehirden, bir evden, bir yüzden değil — kendinden kaçıştır bu. Ama insan kendinden nereye gider? Yeni bir ülkeye mi? Yeni bir bedene mi? Yeni bir isme mi?...

Frida Kahlo, en büyük acıyı resim yapamaz hale geldiğinde yaşamıştır...

Frida Kahlo, en büyük acıyı resim yapamaz hale geldiğinde yaşamıştır, 32 kez ameliyat olmasının, kesilip, biçilmesinin ötesinde bir şeydir hissettikleri. Kahlo’ya annesi sütunlu bir yatak yaptırır ve kendini seyredebilsin diye yatağın tavanına ayna astırır. Sanatçının ilk tepkisi dehşet doludur, ancak bir süre sonra aynanın altında yatan parçalanmış bedenine, kendi iç dünyasına daha az korkarak bakar ve gördüğü kendini çizmeye başlamıştır. Dostoyevski’nin babasına olan nefreti, onun ölmesini istemesi ve bundan dolayı suçluluk duyması Karamazov Kardeşler adlı romanında yansımasını bulmuştur. Van Gogh, temporal epilepsi ve bunun yarattığı psikoza rağmen hırsla çalışmasına devam etmiştir. Hastanede kaldığı odayı resmeden ressam yalnızlığını telafi etmek için objeleri çift olarak resmetmiştir. İspanyol ressam Goya, yaşamında ardı ardına bedensel ve ruhsal hastalıklar yaşamıştır. Bu tekrarlayıcı hastalık nöbetleri, halüsinasyonlara ve gerçekle ilişkisinin kopmasına neden olmuştur. Ressam ha...

İçimdeki duyguları bilmiyordu...

 İçimdeki duyguları bilmiyordu. Ona bazı kötü duygularımdan söz ettim. Tam da düşündüğü gibiymiş. İnsanlık işte bu yoldan, yani benim gibi, tam hissettiğim gibi davranırsa kurtulacakmış. Dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyordum. İkimiz artık dünyanın sonuna gidebilirdik. Yerleri sildim bir süre, sabunlu bezlerle. Gene de bir leke, çok hafif de olsa bir dalga, bir gölge kaldı taşların üstünde. O kadar uğraştım çıkaramadım. Tam adamını buldunuz diye söyleniyordum. Yere baktım: Bu lekeyi ya da dalgayı ya da gölgeyi taşın üstünden silebilmek uğruna herkesi öldürmeye, bütün dünyayı yok etmeye hazırdım. Ondan sonra bütün işlerimi yoluna koyardım; bütün küçük dertlerimi, daha önce aptalca bir dar görüşlülük yüzünden gözümde büyüttüğüm zavallı sıkıntılarımı toz ederdim. Bunları hep yüksek sesle söyledim. İşte ne mal olduğum ortaya çıkmıştı. İşte savaşmadan yenilmiştim. Fakat zararı yoktu: Bütün korkaklar gibi hem ölüyordum, hem diriliyordum. Onyüzbin canlı olmuştum. Gülümsedim. Neden? Evet,...