"İnsan ruhu, ne kadar anlaşılmaz bir labirenttir! Bazen, bir an için, sanki bütün evrenin sırrını çözmüş gibi hissedersiniz; kalbiniz coşkuyla dolar, gözleriniz güzelliğe, hakikate, iyiliğe açılır. Bir ideal uğruna yaşamak, bir dava uğruna kendinizi feda etmek istersiniz. Ama sonra, birdenbire, o aynı ruh, karanlık bir uçuruma yuvarlanır. Nefret, kıskançlık, bencillik, hatta en iğrenç arzular, bir fırtına gibi içinizi kaplar. Nereden gelir bu? İnsan, neden böyle bir ikilik taşır içinde? Tanrı’nın suretinde yaratılmış diyorlar, ama aynı zamanda şeytanın gölgesi de peşimizi bırakmıyor. Özgürlük, diyoruz; ama özgürlük, bir zincirden kurtulmak mıdır, yoksa kendi kendimizi zincire vurmak mı? İdeallerimiz, bizi yüceltmek için mi var, yoksa bizi yok etmek için mi? Bazen düşünüyorum da, insan, kendi ruhunun ağırlığını taşıyamıyor. Bir yanda sonsuzluğa uzanmak isteyen bir ruh, diğer yanda bu dünyadaki çamurda debelenen bir beden. Ve bu çelişkiler, bu savaş, insanın ta kendisi değil mi? To...