Bir Sebebi Olmalı...
Adımlarım birbirine dolanırken zihnimde tek bir yankı var: Sığınacak hiçbir limanım yok. Durmak felaket, yürümek ise imkansız. Bir eyleme geçecek takatim kalmadı ama olduğum yerde çürümeyi de kabullenemiyorum. Ne beyaz bayrak çekip teslim olabiliyorum ne de kılıcımı çekip meydana çıkabiliyorum... Ama asıl acı olan şu: Beni tam da bu felç halindeki boşluğa mahkûm etmek istediler. Hedefleri buydu. Beni arafta tutmak; ne tam diri ne tam ölü, ne bütünüyle akıllı ne de tamamen meczup. Sadece korkunun parmaklıkları arasında titreyen bir gölge olmamı beklediler. Kendileri bir kalıba sığmazken, benim ruhumu kendi biçimsizlikleriyle şekillendirmeye kalktılar. Her birey kendi varoluşuna bir imza atar, bir gaye yükler. Öyleyse neden diğerlerinin attığı adımlar benim yolumdan daha kutsal sayılıyor? Sırf onlara ait değil diye benim doğrum neden bir yanılgı muamelesi görüyor? Neden dünyanın geri kalanı her zaman "haklı" kürsüsünde otururken, sanık sandalyesi sadece bana ayrılıyor? Hakikat...