Korku ve Nefret
“Çok yalnızım” diyor yüksek sesle ve evin sessizliği, sözcükleri kanı emen pamuk gibi içine çekiyor. Sessizliği bir korunma şekli olarak ortaya çıktı ama geçen yıllarla birlikte bir baskı unsuruna dönüştü; yönettiği değil, onu yöneten bir şey oldu. Artık istese de çıkış yolu bulamıyor. Dört yanı buzdan kapkalın duvarlarla, tabanlarla, tavanlarla çevrili küçük bir su damlasının içine hapsolmuş gibi hissediyor. Bir çıkış olduğunun farkında ama alet edevattan yoksun; tırnaklarıyla buzun kaygan yüzeyini tırmalıyor çaresizce. Bazen yalnızlığı kafasına kakılmamış olsa, yaşadığı hayatın garip ve kabul edilemez bir tarafı olduğuna dair telkinler almasa, hiç yalnızlık çeker miydi merak ediyor. İnsanlar ona arzulamayı aklına bile getirmediği, sahip olabileceğini hiç düşünmediği şeylerin yokluğunu hissedip hissetmediğini soruyorlar. Bir grup yalnızlığının bir tercih değil, mecbur kaldığı bir durum olduğunu düşünerek onun adına üzülüyor. Diğer bir grup ise yalnızlığının tercih olduğunu bilere...