Hamlet Anıları...
Hamlet anlarından biri daha.
Yani: İnsanın var olmak ya da olmamak konusunda karar vermesi için ciddi bir çaba göstermesi gerekir.
Ölüm, uzun bir süreç.
İlk gümleyen tarafın, her zaman bedenin oluyor.
Yani: Bunun ötesinde hayallerinin de ölmesi gerekiyor.
Sonra da beklentilerinin.
Ve ömrünü boktan şeyler öğrenmeye, insanları sevmeye ve para kazanmaya harcadığın, hepsini topladığında da eline hiçbir şey geçmediği için duyduğun öfken.
Gerçekten de insanın bedeninin ölmesi işin kolay kısmı. Anılarının ölmesi gerekiyor. Ve egonun. Gururun. Utancın. Hırsların ve umudun. Bütün bu şahsi kimlik zırvalığının sona ermesi asırlar sürer. İnsanlar sadece bedenin öldüğünü görüyorlar.
Kübler Ross sadece beş aşamayı düşündü.
İnkar. (Durumun gerçekliğini reddetme.)
Kızgınlık. (Acıyı maskeleme.)
Depresyon. (Çaresizlik hissi.)
Pazarlık. (Soruna çözüm bulunamadığında başlayan arayış.)
Kabullenme. (Mücadele etmeme hali.)
Benim biricik yaşamımdan, katılaşmış ve pıhtılaşmış sıvılardan başka bir şey çıkmamıştı. Kurumuş proteinden başka. Sadece birkaç küçük ısırık alınmış, zengin bir ziyafet sofrasıydım. Tadına bile bakılmamış. İnkâr edilmiş, israf edilmiş ve terk edilmiş.
Cehennemden çıkmak için, kendini affetmen gerekiyor.
İşin iyi tarafı. Jane Eyre veya Oliver Twist gibi basılı bir kitabın içine hapsolmuş hayali bir karakter değilim ben; benim için her şey olası. Baskıdan veya çaresizlikten değil, sırf yeni bir hayat kulağa ilginç geldiği için, başka biri olabilirim. Belki de artık varoluş serüvenimle uzlaşma zamanım gelmiştir.
Babam size bu konuda, “Hayat bir oyundur ve kolları sıvayıp bir şeyler yapmaya girişmelisiniz.” diyecektir. Bir kitap yazın örneğin. Dans edin. Annemle babama göre, dünya denen şey bir dikkat çekme ve bir sesini duyurma savaşından başka bir şey değil.
Ölüm de tıpkı hayat gibi, başardığın şeydir.
Yorumlar
Yorum Gönder