İnsan bazen şöyle yürüyüp çıkmak istiyor kendi hikayesinden...
"İnsan bazen şöyle yürüyüp çıkmak istiyor kendi hikayesinden."
İnsan yaşadığı yeri terk etmez esasen. Asıl terk edilen, zamanla içine sindirilemeyen bir yaşantı, bir kimlik, bir anlatıdır. Milan Kundera’nın dediği gibi: “İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir.” Ama bu mutsuzluk, sadece dış koşullardan doğan bir huzursuzluk değil, insanın kendi hikayesinde duyduğu yabancılaşmanın adıdır çoğu zaman.
İnsan anlatıdan ibarettir. Kendine anlattığı, başkalarına sunduğu, geçmişten bugüne taşıdığı, geleceğe umutla ya da korkuyla bağladığı bir hikaye. Bu anlatının içinde bir başrolü vardır, belki bir çatışması, belki yarıda kalan cümleleri... Fakat gün gelir, o hikayede kendisine artık bir yer bulamaz olur. Ne söylenen sözler yankı bulur içinde, ne de adımlar anlamlı bir yere varır. O an başlar gitme arzusu; bir şehirden, bir evden, bir yüzden değil — kendinden kaçıştır bu.
Ama insan kendinden nereye gider?
Yeni bir ülkeye mi? Yeni bir bedene mi? Yeni bir isme mi? Neresi bu sığınak? Burası bilinmez. Ve zaten gitmek isteyenin derdi, nereye gideceğini bilmek değildir; artık burada kalamayacağını bilmektir.
Kendi hikayesinden çıkmak, bir tür ölüm provasıdır aslında. O güne dek inşa edilen anlamın, ilişkilerin, seçimlerin geçersiz kılınmasıdır. Fakat bazen, kalmak da bir tür intihardır. İnsan, yıkmadan yeniden kuramaz. Hikayenin kahramanı olmak, bazen onu terk etmeyi de gerektirir.
Yorumlar
Yorum Gönder